Nazilerin büyük sahtekârlığının filmi: Kalpazanlar – Önder Özdemir

Naziler, İkinci Dünya Savaşı’nda sahte parayı bir çeşit silah gibi kullanırlar.1943-1945 yılları arasındaki Bernhard Operasyonu[1]ile bugünün değeriyle 3 milyar sterlin sahte para basılır. Bu paralar savaşın ortasında düşmanı zayıflatmak için piyasaya sürülür ve bu operasyon Nazilere savaşın gidişatında çok önemli avantajlar sağlar. Bu ilginç olayı öğrendiğimde, mutlaka filmi yapılmıştır diye düşündüm. Yanılmamışım. Böylece hem Bernhard Operasyonu hem de olayı ele alan Kalpazanlar (The Counterfeiters)[2] filmi bu yazının konusunu oluşturdu.
Bernhard Operasyonu, doğrudan Hitler’in emri ile çok gizli olarak yürütülen bu projenin kod adı idi.
Bu operasyonun amacı büyük miktarlarda sahte para basarak piyasaya sürmek ve böylece İngiliz ekonomisini çökerterek savaşta İngiltere’yi saf dışı bırakmaktı.
SS subayı Bernhard Krüger operasyonun sorumlusudur. 1943 yılında düğmeye basılır. Auschwitz ve diğer toplama kamplarındaki matbaacılık konusunda uzmanlar, grafikerler, tipograflar ve tescilli kalpazanlar Sachsenhausen Toplama Kampı’na getirilir.
Sachsenhausen Toplama Kampı, Nazi karşıtı politik tutuklular, eşcinseller, çingeneler ve Yahudilerin kapatıldığı Berlin’e 30 km uzaklıkta bir kamptır. Kampta yer alan 60 barakadan iki tanesi diğerlerinden izole edilir ve Bernhard gizli görevi için ayrılır.
Bernhard Operasyonu’nda çalışan tutsaklar ve kamptaki diğer tutsaklar birbirini göremezler, ama her iki bölümdeki sesler duyulur. Kamptaki diğer tutsaklardan tamamen yalıtılmış bu bölüme getirilen oldukça kaliteli baskı makineleri ile burada bir çeşit modern darphane kurulur.
Toplama kampındaki bu darphanede 140 tutsak 1942’den 1944’e kadar bugünün değeri ile 3 milyar sterlin değerinde 8 milyon adet sahte banknot basar. Nazi Almanyası bu paraları özel bir para aklama sistemi kullanarak piyasaya sürer. Berlin’deki kampta basılan sahte paralar önce 1300 km uzaktaki İtalya Alplerinde yer alan Schloss Labers şatosunda depolanır ve buradan planlı bir şekilde piyasaya sürülür. Frederich Schwendt isimli Nazi iş adamının yönetiminde her çeşit mal sahte para ile satın alınır ve gerçek para karşılığı bu ürünler satılır ve böylece para aklanmış olur[3].
Ayrıca dünyanın değişik ülkelerinde Almanya için çalışan casuslara yapılan ödemeler için de bu sahte paralar kullanılır. Naziler basılan sahte poundların yeterli olduğuna karar vererek bu defa 1944 yılında sahte İngiliz poundu yerine sahte Amerikan Doları üretme projesine başlarlar. Yahudi tutukluların işi yavaşlatma taktikleri nedeni ile dolarlar bir türlü basılamaz. Sahte dolarlar basılamadan savaş sona erer. Savaşın sonunda bilgi, belge ve teçhizatların müttefiklerin eline geçmesini istemeyen Naziler her şeyi özenle paketlerler. Berlin’den Avusturya’ya operasyonda çalışan Yahudilerle birlikte naklederler. Tüm malzemeleri Toplitz gölüne suya gömerler.[4]Kalpazan tutsaklar ise 1945 Mayıs ayında, Avusturya’daki Ebensee Kampı’na öldürülmek üzere 3 kamyonla transfer edilirler. Ancak yaşanan bir dizi tesadüfi olayın sonucu özgür kalırlar.[5]

Kalpazanlar filminin sonu

Kalpazanlar, yönetmen Stefan Ruzawitzky’in yönettiği Almanya-Avusturya ortak yapımı bir film. 80. Akademi Ödülleri’nde 2007 yılında “En iyi yabancı film” dalında Oscar ödülünü alır.
Film, Adolf Burger’in 1983 yılında yayımlanan anılarından sinemaya uyarlanır. Adolf Burger, Bernhard Operasyonu için seçilen ekibin içindedir.
Filmde aynı kampta diğerleri ölürken, daha iyi beslenen, daha iyi yataklarda uyuyan, masa tenisi oynayan seçkin tutsakların yaşadıkları çelişkileri görürüz. Adolf Burger’in direnme ve işi sabote etme önerilerine diğerlerinin “Siyasi birisinin ideallerinden dolayı geberelim mi? ben hayatta kalmayı hakettim, hiç bir prensip ölmeye değmez” tepkisi, yaşamak için insanların neler yapabileceğini gösterir.
Operasyonun başındaki Nazi subayının “Çok eskiden ben de komünistlerle birlikte idim. Şimdi de üzerimdeki Nazi üniformasına rağmen bir Nazi değilim… Büyük idealler artık sona erdi. Ben işimi bana ihtiyaç duyulan yerde yaparım. Herkesin en yakını yine kendisidir. Sizi ölümden kurtardım. Herkesi kurtaramam ki… Size iyi davrandım. Diğer kamplardan daha iyi durumdaydınız...” şeklindeki sözleri güce yaslanan ve sadece kendi çıkarını düşünenlerin mazeretlerini ve ruh halini yansıtır.
Filmin son sahnesinde savaş sona erdiği için Naziler kaçınca toplama kampının diğer bölümlerindekiler kampı ele geçirirler. Sahte para basanların barakalarına ellerinde silahlarla girerler. Onları Nazi askeri sanarlar. Çok iyi koşullarda iki izole barakada yaşayan seçkinlerin tutsak olduklarını tahmin etmezler. Çünkü hemen yanlarındaki barakadakiler ayakkabı işkencesi adı verilen bir yöntemle öldürülürken bu bölümden gelen müzik ve masa tenisi seslerini herkes duymuştur.[6]
Filmin bu sahnesinde her iki tarafın da durumu ve çelişkisi çok net olarak verilir.
Bir tarafta her gün işkence ile ölenler, diğer tarafta ise yeteneklerini ölmemek için ama rahat bir tutsaklık mükâfatı ile Nazilere sunanlar…
Bugün de yeteneklerini diktatöre sunanların hepsi de diktatörün fikirlerine katılmıyorlar. Ama diktatörlüğün vicdansız yüzünü pekâlâ çok iyi görüyorlar. Belki de bencilce “Ben işimi bana ihtiyaç duyulan yerde yaparım. herkesin en yakını yine kendisidir” demekle yetiniyorlar.
Kalpazanlar filminin sonunda, Nazilerin gizli projesinde çalışan tutsakların yaşadıkları çelişkileri, bazen günümüzle benzerlikleri düşünerek izleriz.
İyi seyirler.
Dipnotlar:
[1] “Bernhard Operasyonu” (Operation Bernhard – Nazi Forgery Documentary) İngilizce izlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=k_olDknVjYk 
[2] “Kalpazanlar” (The Counterfeiters) filmini sinematek.tv’de Türkçe altyazılı izlemek için:
[3] İronik olan ise Frederich Schwendt’in para aklarken çalıştığı dünya piyasalarındaki ajansların çalışanlarının çoğunun Yahudi olmasıdır.
[4] Tüm bu malzemeler 1959 yılında dalgıçlar tarafından gölden çıkarılır.
[5] Nazi askerlerine tutsakları öldürme emri tümü beraber kampa ulaştığında uygulanacak şekilde verilmiş, yolda 3 kamyondan birisi arıza yapınca diğerlerinin yürüyerek kampa gelmesi beklenmiş. Bu da uzun sürünce emir uygulanamamış ve bu arada Amerikan askerleri kampa gelerek tüm tutsakları kurtarmış.
[6] Filmdeki son ile gerçekte olan son aynı değildir. Senaristin bu değişikliği, tutsakların içinde bulunduğu çelişkiyi daha çarpıcı olarak gösterebilmek, izleyiciye “Ben bu durumda olsam ne yapardım?” sorusunu sordurabilmek için yapmış olması muhtemeldir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hollywood hep aynı masalı anlatıyor: Kahramanın Sonsuz Yolculuğu – Önder Özdemir

Hollywood’daki “cadı avı” ve direnenlerin filmi: Cadı Kazanı – Önder Özdemir

Bir kasaba, bir tablo, bir film, bir konçerto ve Faşizm – Önder Özdemir