Evrim Teorisi, Maymun Davası ve bir film-Önder Özdemir

Evrim Teorisi

Romalılar ve Moğollar yeni toprakları güç ve zenginlik için büyük bir hırsla fethettiler, ama bilgi için değil. Buna karşın, Avrupalı sömürgeciler yeni topraklar yanında yeni bilgiler de edinmek istiyorlardı.
Zaman geçtikçe bilginin fethiyle toprağın fethi birbirine daha da sıkı bağlandı. 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa’dan yola çıkan neredeyse her önemli askeri seferde, bilim insanları da mevcuttu. Napolyon 1798’de Mısır’ı işgal ettiğinde yanında götürdüğü 165 bilim insanı, buldukları diğer şeylere ek olarak Ejiptoloji (Mısırbilim) olarak bilinen yepyeni bir disiplin kurdular ve din, dilbilim ve botaniğe önemli katkılarda bulundular.
1831’de İngiliz Kraliyet Donanması, HMS Beagle adlı gemiyi Güney Amerika, Falkland Adaları ve Galápagos Adaları’nın kıyılarının haritasını çıkarması için yolladı. Donanma bir savaş durumunda daha hazırlıklı olmak için bu bilgilere ihtiyaç duyuyordu. Geminin kaptanı amatör bir bilim insanıydı ve yolda karşılaşabilecekleri jeolojik oluşumları incelemesi için gemiye bir de jeolog çağırdı. Pek çok uzman kaptanın jeolog önerisini geri çevirince, o da Cambridge Üniversitesi’nden yeni mezun olmuş 22 yaşındaki Charles Darwin’e teklif götürdü. Darwin Anglikan papazı olmak üzere eğitim görmüştü ama İncil’den ziyade jeolojiye ve doğa bilimlerine ilgi duyuyordu. Kaptan seyahat boyunca zamanını askeri haritalar çizerek geçirirken, Darwin sonradan evrim teorisini ortaya çıkaracak olan öngörülerini formüle etti ve ampirik veriler topladı.[1] Öykünün gerisini de biliyoruz zaten. Evrim Teorisi doğa bilimlerinin en önemli teorilerinden birisi oldu.
Bugün Evrim Teorisi aksi kanıtlarla ispatlanıncaya kadar hala bilimsel bir gerçektir. Diğer taraftan Darwin’in Evrim Teorisi’nin gelecekteki akıbeti de tümüyle yanlışlanmak olmayacak, içerilerek aşılmak olacaktır.[2] Evrim Teorisi bir taraftan okullarda öğretilirken her dinden gericilerin sürekli hedefi olmuştur. Tıpkı ABD’deki Maymun Davası olayında olduğu gibi.

Maymun Davası

1925 yılında ABD’de Tennessee eyaletinde Dayton isimli küçük bir kasabada bir lise öğretmenine kamu davası açılır. Dava gerekçesi bilim öğretmeni John T. Scopes’un sınıfta Evrim Teorisi’ni öğretmesidir. Öğretmenin ‘Tennessee’s Butler Act’ isimli eyalet yasasına aykırı davrandığı gerekçesi ile açılan ‘Tennessee Eyaleti John Thomas Scopes’a karşı’ davası, bir anda gazetelerde ‘Maymun Davası’ ismiyle popüler olur.
Yasa, Tennesee senatörü John W. Butler’in önerisi ile 25 Mart 1925 tarihinde yasalaştığı için onun adıyla bilinir. Hristiyan Köktenci Derneği’nin de başkanı olan Tennesseeli bir çiftçi olan Butler daha sonraki röportajlarında ilginç bir ayrıntıyı paylaşır: “Evrim hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Liseli öğrencilerin okuldan gelip anne babalarına İncil’in mantıksız geldiğini söylediklerini gazetelerde okudum ve bu yasayı önerdim.”
Bu yasa ile ABD’de sadece bu eyaletteki devlet okullarında Evrim Teorisi’ni okutmak yasaklandı.
Öğretmen Scopes davasında Amerikan Sivil Haklar Birliği’nin finanse ettiği ünlü avukat Clarence Darrow savunmada idi. Üç kez ABD’de başkan adayı olup kazanamayan William J. Bryan ise davanın savcısı oldu ve bu davayı muhafazakâr-gerici bir şova dönüştürdü.
21 Temmuz 1925 tarihinde dava sonuçlandı ve öğretmen yasaya karşı gelmekten suçlu bulundu ve bugünün parası ile 1300 dolar cezaya mahkûm oldu.
Suçu okullarda Evrim Teorisi okutmaktı. Öğretmen ve avukatı kararı temyize götürdüler ve temyizde de kaybettiler.
1925 yılından 1967 yılına kadar Tennesee’de okullarda Evrim Teorisi okutmak yasa dışı idi.
Tennesee 1967 yılında yasayı iptal etti 1968 yılında ise Yüksek Mahkeme’nin aldığı bir karar ile tüm ABD’de kurucu Anayasa’ya aykırılığı nedeni ile bu tür bir yasanın çıkarılmaması garanti altına alındı.

Bir film: Rüzgârın Mirası

Rüzgarın Mirası (Inherit the Wind) 1960 yılı yapımı bir Stanley Kramer filmi.[3]
Film 7 Temmuz 1960’da Londra’da Astoria salonun dünya premier’ini yaptı. Daha sonra 1965,1988 ve 1999 tarihlerinde Kirk Douglas ve Jack Lemmon gibi ünlü oyuncularla TV için yeniden çekildi.
Filmde Spencer Tracey, Avukat Henry Drummond rolünde çok başarılı.
Film 1925 yılında yaşanan ünlü Maymun Davası’nı konu alıyor. Aynı isimli bir tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan bir film olduğu için filmde çok az dış mekân kullanılmış, çoğunlukla mahkeme salonunu görürüz. Filmde rahip, bağnaz bir kasaba halkı, dini kullanan yöneticiler çok iyi temsil edilmiş.
Öğretmenin nişanlısının kasabanın gerici rahibinin kızı olması, önce tereddüt geçirmesi sonra bir tercihe zorlanması ve nişanlısını seçmesi filme ayrı bir gerilim katmış.
Filmi izlerken gerici bir topluluğun Hristiyan ya da Müslüman olduğundan bağımsız her yerde benzer davranışlar gösterdiğini fark ediyorsunuz. Yöneticilerin halkı yönetmek için “din elden gidiyor” formülünü her zaman kullandıklarını görüyoruz.
Filmin demokrat, ilerici, sosyalist sanatçı-sinemacıların bir cadı avı ile sanat yapamadığı McCarthy soruşturmaları döneminde gösterilmesi de oldukça çarpıcı.[4] Film sadece ABD’deki dinsel gericiliğin değil sanatçılara yönelik soruşturmaların da eleştirilmesine katkı sağlamıştır.
Bu filmin de içinde olduğu birçok çabanın etkisi ile 1967 yılında Tennessee eyaletinde, Evrim Teorisi’ni okullarda okutmayı yasaklayan ilgili yasa yürürlükten kaldırıldı.

Sonuç: 100 yıl öncesine dönmek mümkün müdür?

Bugün ülkeyi yönetenler örneğin Evrim Teorisi konusunda ABD’de 100 yıl önce yaşanmış bir duruma dönmek istiyor.
Sinemada, sanatta onların bu gericiliklerini yüzüne çarpacak “Rüzgar’ın Mirası” filminde olduğu gibi cesur girişimlere ihtiyacımız var.
Birtakım bağnaz kafalar kabul etse de etmese de Evrim Teorisi bir gerçek olarak yerinde duruyor olacak, öğrenilmeye ve öğretilmeye devam edecektir.[5]
Bugün, Evrim Teorisi’nin müfredattan çıkarılması ile karşı karşıyayız. Aynı zamanda çocuk istismarları ile tescilli gerici Ensar Vakfı’nın Milli Eğitim’le ilişkilendirilmesi söz konusu. Kadınlar giysi özgürlüğü için sokaklarda mücadele ediyor. AKP’nin yukarıdan aşağı gerçekleştirdiği birçok uygulamasıyla, Siyasal İslam’ın iktidarını genişletme mücadelesi sürüyor. Bu bir siyasi mücadeledir. Bu mücadelede kimin hangi safta yer aldığını, savunduğu düşünceler, kullandığı kavramlar, sokakta ne yaptığı ortaya koyar![6]
100 yıl öncesine dönmek isteyenlere yanıtı yine siyasi mücadele veren bu ülkenin yüzü geleceğe dönük insanları verecektir.
Dipnot:
[1] “Darwin hiç doğmamış olsaydı biz bugün evrim teorisini Alfred Russel Wallace’a, yani doğal seçilim yoluyla evrim fikrini Darwin’den bağımsız olarak ve ondan sadece birkaç yıl sonra ortaya atmış adama atfedecektik”
“Yuval Noah Harari – Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Kolektif yayınları.”
[2] Hipotez bilimsel etkinliğin başladığı noktadır. Bir olgu ve olaylar bütününü açıklamak için ileri sürülen bir önermedir. Özellikle de doğa bilimlerinde sınanmaya son derece açıktır. Çünkü öngörüleri vardır.  Bu öngörüler gözlem ve deneylerle desteklenirse teori olmaya hak kazanır. Kopernik’in Güneş Merkezli Sistem Teorisi, Einstein’ın Görelilik Teorisi, Mendel’in Genetik Teorisi gibi Darwin’in Evrim Teorisi de bu süreçlerden geçmiş, 150 yılı aşkın bir süre zarfında da tüm sınamaları başarıyla atlatmıştır.
Ek olarak belirtmek gerekir ki, modern bilimin yerleşmesinden sonra, özellikle doğa bilimsel teorilerin akıbeti bütünüyle yanlışlanmak olmayacaktır; halefleri tarafından barındırılarak aşılmak olacaktır.
Darwin’in Evrim Teorisi’nin gelecekteki akıbeti de tümüyle yanlışlanmak olmayacak, içerilerek aşılmak olacaktır. Tıpkı milyarlarca yıl öncede kalan tek hücreli atamızın tamamen yok olmaması, milyarlarcasıyla bedenimizde içerilmiş olarak yaşıyor olması gibi. Çünkü modern bilim Antik Yunan’daki Platon’un ve ardıllarının usavurma idealist yöntemini terk edip ayakları üzerine basmaya; maddeyi açıklamak için gerekli maddeci felsefeye yelken açmaya başlayalı çok olmuştur.
(Bu konuda güzel bir tartışma için Nuray Mert, Darwin’e karşı: Gericiliğin türleri üzerine bir deneme – Hasan Vural yazısını öneririm.)
[3] Rüzgarın Mirası filmini http://sinematek.tv/ruzgarin-mirasi-1960/ adresinden izleyebilirsiniz.
[4] Senatör Joseph Raymond McCarthy öncülüğünde ABD Temsilciler Meclisi’nde oluşturulan anti-komünist komite. Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi (House Committee on Un-American Activities) 1934–1975 yılları arasında Soğuk Savaş döneminde. Faaliyetleri özellikle 1950’lerde ivme kazanan bu komite birçok ABD’li sanatçı ve aydınları soruşturmaya almıştır.  Bu soruşturmalar Cadı Kazanı olarak adlandırıldı. Soruşturmalarda Albert Einstein, Hanns Eisler, Orson Welles, Jules Dassin gibi pek çok önemli sanatçı Sovyet ajanı suçlamasıyla yargılandı. Bu soruşturmalarda yargılanan İstanbul doğumlu Elia Kazan’ın pek çok sanatçıyı ihbar etmesi başka bir yazının konusudur.
[5] Evrim teorisinin müfredattan çıkarılmasına anlamlı bir tepki Evrim Ağacı isimli topluluktan geldi. Evrim’i liselilere biz öğretiyoruz diyerek sitelerinde videolarla öğretiyorlar.. http://www.evrimagaci.org


[6] Ergin Yıldızoğlu ‘bir tatışmanın özü’ yazısında Nuray Mert’in duruşu üzerinden bu siyasi mücadeleyi çok iyi anlatmış.
Bu yazı sendika.org sitesinde yayınlanmıştır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hollywood hep aynı masalı anlatıyor: Kahramanın Sonsuz Yolculuğu – Önder Özdemir

Bir kasaba, bir tablo, bir film, bir konçerto ve Faşizm – Önder Özdemir

Hollywood’daki “cadı avı” ve direnenlerin filmi: Cadı Kazanı – Önder Özdemir