Bir maden, bir film ve zengin olma hayalinin kölesi olmak-Önder Özdemir

Bir maden: Serra Pelada

Serra Pelada, Brezilya’nın güneyinde Amazon nehrinin ağzına yakın bir dağ. Portekizcedeki anlamı Kel Dağ.
1979 yılında dağda tesadüfen altın bulunur ve bu olay “altına hücum”[1] çılgınlığını başlatır. Dağda bulunan en büyük doğal altın külçesi 6,8 kg olarak kayda geçmiş. İlk altın bulunduktan sonra madencilerle toprak sahipleri arasında çatışmalar başlayınca Brezilya Silahlı Kuvvetleri madenin yönetimine el koymuş. Ve birbirlerini öldürmeden çalışacakları bir “düzen”i sağlamış. Örneğin maden bölgesinde kadınların girişi ve alkol kullanımı yasaklanmış.
Burada da her altına hücum öyküsünde olduğu gibi altın arayanlar değil de altın arayanlara mal ve hizmet satanlar zengin olmuş. Öyle ki içme suyunun litresi bugünün değeri ile 8 dolara kadar çıkmış. Neredeyse çocuk yaştaki fahişeler Serra Pelada’nın en yakınındaki kasabaya yerleştirilmiş. Bu kasabada her ay faili bulunmayan 60-80 cinayet işleniyormuş.
1980-1986 arasında aktif olan Serra Pelada madeninde en yoğun olduğu dönemde en fazla 100 bin, ortalama olarak aynı anda 50 bin kişi çalışıyordu. Altın çıkarılırken cıva kullanıldığı için madenlerde çalışan birçok kişinin beyninde ve merkezi sinir sistemlerinde kalıcı hasarlar bıraktığı bilinmektedir.
Altın arayıcılarına 2×2 metrelik bloklar verilirmiş. Madenciler kendi bloklarını derinlemesine kazmaya başlarlarmış. Eğer komşusu da aynı hızda kazmazsa, çukur büyür ve toprak kazan işçilerin üzerine çökermiş.
Her bir çuval 30-60 kg arasında imiş. İşçiler günde 50-60 kez çuvalı madenin tepesindeki eleme noktasına taşıyorlarmış. Her bir çuvalın taşınması karşılığı 20 cent gibi ihmal edilecek bir ücret alıyorlarmış. Eğer kendi kazdıkları ve taşıdıkları bölümlerden altın çıkarsa onu da paylaşıyorlarmış. Bir gün altın çıkacağı ve çok zengin olacakları hayali; onları kölelik koşullarında çalıştıran buydu işte.

Bir film: Toprağın Tuzu

Yönetmen Wim Wenders’in dünyaca ünlü fotoğtafçı Sebastio Salgado’yu anlattığı  2014 yapımı Toprağın Tuzu (The Salt of the Earth) filmi haklı bir ilgi gördü.
Toprağın Tuzu filminde Salgado, Serra Pelada madeninde gördüklerini siyah beyaz fotoğraflar eşlinde anlatıyor.[2]
İnsanlığın tarihi gözlerimin önünden geçti.
Piramitlerin inşaası…
Babil Kulesi…
Hazreti Süleyman’ın madenleri…
Tek bir makinenin sesini bile işitemezdiniz.
Duyabileceğiniz tek şey
Koca bir  delikteki
50.000 insanın uğultusuydu.
El emeğine karışmış
konuşmalar, patırtılar ve insan sesleri….
Zamanın başlangıcına dönmüştüm.
Neredeyse altının bu adamlara fısıldadığını duyabiliyordum.
Tüm bu toprağın taşınması gerekiyordu
Bu adamlar günde 50 veya 60 kez çukura inip çıkıyorlardı.
Tüm bu insanlar, müthiş bir kaos içinde beraber son derece
organize bir dünya oluşturmuşlar…
Hepsinin birer köle olduğunu sanırdınız.
fakat içlerinde tek bir köle bile yoktu.
Köle oldukları tek şey zengin olma hayaliydi
Herkes zengin olmak istiyordu
Her kesimden insan vardı: Entelektüeller,
üniversite mezunları…tarım işçileri…şehirden gelenler…
Hayatın her alanından insanlar,
şanslarını deniyorlardı.
Ve seçtikleri o çuvalda
koca bir hiç de olabilir ya da
bir kilo altın da. Kölesi oldukları işte bu hayaldi.

Zengin olma hayalinin kölesi olmak

Serra Pelada madencilerinin bir hayal uğruna yaşadıkları köleliği bir düşünün. Yüzbinlerce kişi o çukurda kölelik koşullarında çalıştı, ihmal edilecek birkaç kişi dışında zengin olamadılar. Bu olay 19. yüzyılda değil daha dün, 1980’li yıllarda yaşandı.
Kapitalist sistemin hilesini gördünüz değil mi?
Şu mesaj tüm popüler kültür araçlarıyla pompalanıyor: Öyle bir sistemdeyiz ki en altta bile olsanız en tepeye çıkabilirsiniz.
1980’ler 1990’larda iseniz evinizin garajında yapacağınız bilgisayarlar Apple markasını yaratır ve başındaki Steve Jobs olabilirsiniz.
2000’lerde yaşıyorsanız öğrenci yurdunda kalırken yazdığınız bir program bir anda Facebook olur ve siz de Mark Zuckerberg olabilirsiniz. Yeni Google’lar, Twitter’lar sizin eseriniz olabilir.
Bu hayali, dünyanın her yerinden birçok kişi satın aldı.
2000’lerden itibaren “Bir fikrim, bir projem var” diyen insanlarla karşılaşmaya başladık. Hayalleri yeni Facebook, Airbnb, Uber gibi firmaları yaratmak idi.
Bu yolda başarısız olanları sistem zaten safra olarak attı.
En yaratıcılarını ve yeteneklilerini ise melek yatırımcı[3] gibi özel modellerle bedavaya çalışan Ar-Ge (Araştırma Geliştirme) personeli haline getirdi.
Sadece boş bir zenginlik hayali ile çalışan bir dev makinenin çarkları oldu bu insanlar. Bugün büyük plazalarda çalışan beyaz yakalılar ve  bilgisayarda iki satır bilgisayar programı kodu yazmayı öğrenen gençler bu dev çarkın parçası olmak için çırpınıyorlar.
Yeni iş modelleri, üniversite-sanayi işbirlikleri, start-up, genç girişimciler için Ar-Ge destek fonları ile birçok genç hayal tacirleri için köle olmaya başlıyorlar. Bu iklim içinde birçok firma, artık Ar-Ge personeli çalıştırmaya ihtiyaç duymuyor.
Sermaye sınıfı için sigortasız, sendikasız, risksiz müthiş bir işgücü kaynağından bahsediyoruz.
Bu sistem hep başarı öykülerini masalsı bir atmosferde anlatır ve bizlere anlattırır. Ama başarısızlık öykülerini, kapitalizmin hilesini, hayal tacirlerinin kurduğu çarkı göstermez. Gösterse de zaten biz görmek istemeyiz.
Zengin olma hayaline karşılık bizden ne istendiğini, bizim ne verdiğimizi ve bu hayalin sonunu kaç kişi düşünüyor?
Sizce bugün Serra Pelada madenlerinde kölelik koşullarında çalışanlardan ne kadar farklıyız?
Dipnotlar
[1] Altına hücum deyimi  ilk defa ABD Kaliforniya’da kullanıldı. 1848-1855 yılları arasında 300 bin kişi altın bulma hayali ile Kaliforniya’ya adeta hücum etti. Aynı dönem Kaliforniya yerlilerinin soykırımı ve ülkenin talanı da gerçekleşti. 120 yıl sonra daha modern dünyada aynı ilkelliğin tekrar etmesi manidardır.
[2] Salgado “İşçiler: Endüstri Çağının Bir Arkeolojisi’”başlığı ile bir fotoğraf sergisi açar. Bu sergide 1986-1992 arasında 26 ülkeden çektiği 313 fotoğrafı sergiler. Kendisi ile yapılan bir söyleşide kendisini bir sanatçı olarak değil de röportaj yapan birisi olarak gördüğünü söyler. Sergisindeki Serra Pelada maden fotoğrafları üzerine ise:
“Büyük endüstri devriminin sonuna ulaştığımızı gördüm orada. İşçilerin dünyasında bir çok şeyin değiştiğini gördüm. İşçi sınıfına saygının ifadesi olarak çalışmalarıma ‘İşçiler: Endüstri Çağının Bir Arkeolojisi’ adını vermeye karar verdim’ der.
[3] Angel inverstors, Seed Capital, Venture capital gibi İngilizce terimlerle ifade edilen bu yeni yatırım türü ayrıca incelenmeyi hak ediyor.
Jonathan Glancey, ‘Workers, Warriors, Heroes’, Independent, 15 December 1993
(Salgado in Ryan Lash, ‘The Language of Photography: Q&A with Sebastião Salgado’, TEDBlog, 1 May 2013, http://blog.ted.com/2013/05/01/the-language-of-photography-qa-with-sebastiao-salgado
http://rarehistoricalphotos.com/hell-serra-pelada-1980s/

Bu yazı sendika.org sitesinde yayınlanmıştır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hollywood hep aynı masalı anlatıyor: Kahramanın Sonsuz Yolculuğu – Önder Özdemir

Hollywood’daki “cadı avı” ve direnenlerin filmi: Cadı Kazanı – Önder Özdemir

Nazilerin dolandırdığı “Ankara Casusu”: İlyas Bazna – Önder Özdemir