Korsan ve Torrent: Kültür endüstrisine karşı gerilla savaşı -Önder Özdemir

Bram Cohen isimli ABD’de bir üniversite öğrencisi Bittorent programını 2001 yılında kullanıma açtı. O tarihten sonra birçok Torrent program çeşidi üretildi ve milyonlarca kullanıcı tarafından kullanılmaya başlandı. Aslında dosya paylaşım yazılımlarının başta müzik olmak üzere endüstrinin ayağına basması biraz daha eskilere dayanıyordu. 1999 yılında popüler olan Napster müzik paylaşım ağının üzerine müzik endüstrisi yasalarla çullanmış ve 2001 yılında bu sistem kapanmıştı.
İngilizcede ‘Peer to Peer (P2P)’ denilen uçtan uca -bilgisayarlar arası iletişimi ve dosya transferini ifade eden teknoloji yaygın olarak Torrent olarak biliniyor.
Müzik ve film, genel olarak kültür endüstrisi ile Torrent dünyası arasında uzun süredir var olan bir tür gerilla savaşından bahsedebiliriz. Bir tarafta kültürel ürünleri meta haline getiren bir kültür endüstrisi, diğer tarafta sanat ürünlerine erişmek için gerilla yöntemlerini kullananlar. Müzik, film, kitap ve bilgisayar oyunları endüstrisinin kullandığı yasalarla, polis gibi konvansiyonel araçları bu silaha karşı etkili olamamaktadır.
Napster’in öncülüğünü yaptığı ve daha sonra Gnutella, Kazaa, e-mule, e-donkey gibi Napster’in devamcısı olan programlardan sonra Bittorent 2001 yılında yeni bir dönemi başlattı. Bittorent’in öncülüğünü yaptığı dosya paylaşım teknolojisi bugün zannedildiğinden çok daha yaygın durumda. Ve müzik, film, kitap, yazılım üzerinden büyük miktarlarda paralar kazanan sektörün devlerini tehdit ediyor.
Yapımcıların, devletin, bazı sanatçıların oluşturduğu koronun “korsan” diye bağırdığı Torrent ve P2P dosya paylaşım dünyasına daha farklı bir pencereden bakılarak tartışmak gerekiyor.
Torrent teknolojisi ve P2P nedir?
Torrent’ten sözediyorsak bir merkezin olmadığı, herkesin kendi bilgisayarları ile içeriklerini paylaştığı bir dünyadan bahsediyoruz.
İnternete bağlı bilgisayarınıza, telefon veya tabletinize ücretsiz bir Torrent programı yüklüyorsunuz. Bu program sayesinde film, müzik, kitap veya yazılımları başka bilgisayarlardan indirmeye başlıyorsunuz. Dosyaları indirirken bir taraftan da başkaları ile paylaşmaya başlıyorsunuz. İndirdiği kapasiteden çok daha az bir kapasiteyi kullanarak aynı zamanda sizin bilgisayarınız diğerlerine göndermeye başlıyor. Torrent web sitelerinde ise istediğiniz içeriklerin listesi, indeksi tutuluyor.  Bu sitelerden arama yaparak istenilen içerikle ilgili çok küçük bir Torrent dosyasını bilgisayarınıza transfer ediyorsunuz. Torrent programı da o dosyanın bulunduğu diğer Torrent kullanıcılarının bilgisayarlarından aynı anda belki de yüzlercesinden indirmeye başlıyor.
Bittorrent teknolojisinde içeriğin depolandığı ve sunulduğu bir merkez olmadığı için yasalarla üzerine gidilemiyor.
Korsanlarla mücadele eden endüstrinin polisleri bu indeks-arama sitelerin erişimini engellemeye çalışıyorlar. Ancak VPN vb yöntemlerle bu sitelere her zaman ulaşmak mümkün.
Torrent sitesinden istenilen bir filmi bulmak ve indirmek, Türkçe altyazı sitelerinden senkron sorunu olmayan altyazı dosyasını bulmak gibi zahmetlere girmek istemeyenler için de çözümler üretilmiş. Örneğin “Popcorn Time” isimli Bittorrent altyapısı ile hazırlanmış bir program var. Ücretsiz olan bu programı bilgisayarınıza, akıllı telefon veya tabletinize kuruyorsunuz ve film, diziler içinde arama yapıyor ve bilgisayarınıza indiriyorsunuz. Türkçe altyazı sitelerinden birisinden de altyazı dosyasını elde ediyorsunuz. Ve filmi Türkçe altyazısı ile izliyorsunuz. Bu noktada gönüllü olarak birçok dizi ve filmin Türkçe altyazısını internete (altyazi.org gibi sitelere) yükleyen çeviri emekçilerini sevgiyle anmak gerekiyor.
2004 yılında yaklaşık 70 milyon internet kullanıcısı online dosya paylaşım dünyasında idi. Ocak 2006’da yapılan bir araştırmaya göre 32 milyon Amerikalı en az bir adet sinema filmini P2P teknolojilerini kullanarak internetten indirmiştir.
2004 yılı itibarı ile tüm internet trafiğinin %25’nin Torrent trafiği olduğu tahmin edilmektedir.
Şubat 2013 itibarı ile sadece Bittorrent kullananlar dünya çapındaki internet trafiğinin %3.35’ni yaratıyordu. 2013 yılında yapılan bir araştırmada 15-27 milyon kullanıcı aynı anda Bittorent ile dosya paylaştığı tespit edilmiştir. Ocak 2012 itibarı ile Bittorent’in 150 milyon aktif kullanıcısı olduğu biliniyor.
İnternet ve bilgisayar teknolojileri bugün içerik paylaşımı için yeni olanaklar sunuyor.  Milyonlarca kişi bu olanakları kullanıyor. Müzik, film gibi endüstriler de kendilerini yeni dijital dünyaya adapte etmeye çalışıyorlar. Eski tip üretim, dağıtım, pazarlama sistemi yerine kendilerini yeni duruma göre düzenliyorlar. Netflix, itunes gibi ücretli içerikleri özel fiyat politikaları ile popüler hala getirmeye çalışıyorlar.
Neden Torrent kullanıyorlar?
Torrent gibi dosya paylaşım sistemleri çok yaygın kullanılıyor.
Öncelikle birçok kanaldan anons edilen kültür ürünlerini satın alırlarsa bu gelirlerin sanatçılara dağıtılacağı, Torrent ile sanatçının emeğine el koyulduğu korsan söylemine kimse inanmıyor.
Buna neden olan birçok veri sözkonusu. Öncelikle sanat ürünlerine erişmek zor, pahalı, zahmetli.
Bazılarına isteseniz de erişemiyorsunuz. Sinemada dağıtım sektöründeki ve salonlardaki tekel nedeni ile filmlere herkese eşit erişim hakkı verilmemesi iyi bir örnek oluşturuyor. Bu konuya biraz daha yakından bakalım.

Sinema salonları bugün tekelleşmiş durumda. Recep İvedik gibi filmler birçok salonda aynı anda dağıtıma girerken alternatif filmler salon bulamıyor ya da bulsa bile çok kısa sürede vizyonda kalabiliyor.
Rakamlardan görüleceği üzere Mars AVM’ler içinde en fazla paya sahip şirket. Toplam koltuk sayısı ise diğer firmaların toplamından daha fazla. Grafikte yer alan diğer salonlar ise ülkeye yayılmış irili ufaklı bir ya da iki sinema barındıran yerler.
2014 yılında vizyona giren 108 film için 35 milyon bilet satılmış. Zirvenin en tepesinde bulunan beş film tam 17.5 milyon bilet satmış. Yani vizyona giren filmlerin beş tanesi bütün hasılatın yarısını alırken diğer 103 filmi de öbür yarısı kalmış.
Ama zaten buradaki soru, bu filmlerin neden izlendiği değil, diğerlerinin neden izlenmediği. Örneğin geçen 21-27 Şubat 2014 haftasında vizyonda olan 3 yerli yapım (Recep İvedik 4, Eyvah Eyvah 3 ve Bir Eylül Meselesi” toplam 1387 salonda gösteriliyordu. Türkiye’deki toplam salon sayısının 2157 olduğu düşünüldüğünde manzara daha da netleşiyor. Yani o hafta vizyonda olan 51 filmin 48 tanesi 770 salonda gösterilirken, sadece 3 film 1387 salonda seyirciyle buluşuyordu. Hiç salon bulamadığı için gösterime giremeyen filmleri saymıyoruz bile. Yani ortada ciddi bir dağıtım adaletsizliği olduğu gerçeği çıkıyor karşımıza.
Oysa Türkiye’de bu şirketler salonlarla yıllık sözleşmeler yaptıkları için örneğin Warner Bros tarafından dağıtılan ‘Kan Bağları/ Blood Ties’ 56 kopya ile en merkezi salonlarda vizyona girip sadece 7.500 seyirci izledi. Aynı şekilde, UIP firması tarafından dağıtılan ‘Zor Biraderler/ Ride Alog’ ise 46 kopya ile 10 bin seyirci tarafından izlendi. Oysa yılın en iyi yerli yapımlarından ‘Yozgat Blues’, sınırlı koşullar altında sadece 12 salonda gösterime girebildi. Bu salonların çoğu merkezi değildi ve AVM’lerin içinde yer almıyordu. Film, 22 bin adet seyirciye ulaştı.
Bütün bu rakamlar gösteriyor ki: Türkiye’de yapımcıysanız ve filminiz en büyük üç büyük aktör tarafından dağıtılmıyorsa toplam seyircinin (60 milyon) yaklaşık 50 milyonuna ulaşamayacaksınız demektir. Eğer Mars grubu filminizi salonlarında göstermeyi kabul etmezse 30 milyondan fazla seyirci sizin için anlamsız demektir. Yani onlara ulaşamayacaksınız.
Sinema salonlarındaki çok pahalı bileti almanıza rağmen ayrıca 30 dakika reklam izlediğinizde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Televizyon kanallarındaki uzun reklamlara ne demeli? Siz televizyon ekranlarında bir film ya da diziyi izleyebiliyor musunuz?
Tüm bunlar sanat eserlerinin sanatseverlere ulaşmasını engelleyen bariyerlerdir. Bu açıdan bakıldığında Torrent ve P2P sistemler sanat ile sanatseverler arasında devletin ve sistemin kurduğu bariyerleri kaldırmaktadır. Torrent sanatçıların yarattıklarının daha fazla kişiye erişmesini sağlamaktadır.
Torrent kullanan milyonlarca insan emek hırsızlığı mı yapıyor? Korsan kimdir?
“Emeğe saygı göstermek”, “başkalarının emeğini ücret ödemeden almak” gibi başlıklarla konuyu tartışanlar aşağıdaki soruları hiç sormuyorlar.
Müzik dünyasında müziği üretenlere yapımcılar hak ettiklerini veriyor mu? Albüm yapmak isteyenlere “sizi ünlü yapacağız sonra konserlerden kazanırsınız” diyerek emeklerine el koymuyorlar mı? Ya da sinema emekçilerine emeklerinin karşılığı veriliyor mu? Sadece ve hep yapımcı firmaların kazandığı bir dünyada olduğumuzu biliyor muydunuz?
Özellikle film sektöründe telif ve sanatçı haklarını koruma amacıyla çıkarılan yasa kullanılarak “eser işletme belgesi” istenmeye başladı. Aslında bu belgenin sanatçıların haklarını korumak yerine Türkiye’de sansürün aracı haline geldiğini hatırlatmak isterim.
Bugün kültür endüstrisi korsana karşı mücadele adı altında sanatçıyı, sanatseveri suç ortağı yaparak diğerlerine karşı kışkırtmaktadırlar. Sanatçıyı birtakım şirketlerin çıkarlarının muhafızı haline getirmektedirler.
Emek hırsızlığını yapanlar asıl olarak kültür endüstrisinin çarklarındaki büyük dişlileri olan dağıtımcı, yapımcı firmalardır.
Film sektöründe üretenler, sanatçılar emeklerini çalan yapımcılara, endüstriye karşı savaşmalılar. Yapımcı firmaların çıkarlarının muhafızı olmaktan vazgeçmelilerdir. Teknolojinin doğal sonuçları sadece yapımcıların kurduğu hırsızlık sistemini tehdit etmektedir. Onları değil.
Ne yapmalı?
Sanat, kültür alanında emek verenlerin emeklerinin karşılıklarını almak için yapmaları gereken şey örgütlenerek yeni olanaklar aramaktır.
Yapımcı firmalarla, kültür endüstrisi ile aynı yerde durarak “Korsan’a karşıyız!” demeleri sorunu çözmüyor, bundan vazgeçmeli, alternatif örgütlenme modellerine yönelmeliler.
Bugün Türkiye’de film yapmak isteyenlerin filmin bütçesini karşılayacak kaynak bulmak, filmi ürettikten sonra izleyiciye ulaştırmak gibi iki temel sorunla karşı karşıyalar.
Film üretim sürecinde maliyeti düşürecek dayanışma olanakları bulunabilir. Vergilerle, izleyicilerin ödediği bilet paralarından yapılan kesintilerle oluşan fonların bugün siyasi olarak dağıtılmasına karşı mücadele edilmelidir.
Sanatçılar teknolojinin açtığı olanaklarla yeni üretim, dağıtım süreçleri olduğunu görmeliler.
Bugün dünyada kendisini doğru anlatan birçok projeye teknolojiyi kullanarak dayanışma ve katkı ile çok büyük desteklerin verildiğini görüyoruz.
Pekala teknoloji yardımı ile kurulacak bir sistemde içeriğe emek verenler bunun karşılığını alabilirler. Araya aracı koymadığınızda, kooperatif türü örgütlenmelerle gelirler elde edilebilir. Mobil ödeme teknolojisi ile cep telefonu ile hızlı ve kolay ödemeler yapmak mümkündür. İnternetten izlediğinizde beğenilen filme, içeriğe birkaç TL dayanışma ücreti ödeyecek birçok kişi olacaktır.
Bugün dayanışma, kooperatif gibi sistemleri kapsayan çok farklı bir sürecin örgütlenmesinin olanakları var. Ancak bu olanaklar değerlendirildiğinde sanat ve kültür üretiminde emek verenler emeklerinin karşılıklarını alabilirler.
(bu yazı 17.10.2016 tarihinde sendika.org da yayınlanmıştır)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hollywood hep aynı masalı anlatıyor: Kahramanın Sonsuz Yolculuğu – Önder Özdemir

Hollywood’daki “cadı avı” ve direnenlerin filmi: Cadı Kazanı – Önder Özdemir

Bir kasaba, bir tablo, bir film, bir konçerto ve Faşizm – Önder Özdemir