Haziran Direnişi ve muhalif gazeteler: Bir medya analizi denemesi

Hiç kuşkusuz bundan böyle yapılacak tüm toplumsal ve politik analizlerde Haziran Direnişini milat olarak alacağız. Özellikle medyayı konuşurken Haziran Direnişi önemli bir dönüm noktasını ifade edecek. Medyanın direniş boyunca günler süren suskunluğu, penguen belgeseli, direnişle ilgili olarak gazete ve TV kanallarından istifa eden ve görevlerine son verilen gazeteciler, medya kurumlarının önünde günlerce süren eylemler… Endüstriyel medyanın kendi meşruiyetini tüketişi ve halkın bilincinde bütün bir güvenilirliğini yitirmesinin ortaya çıkartacağı sonuçlar da hep Haziran direnişini milat alarak tartışılacak…
Bu yazının konusu da medya. Ancak bu yazı Haziran Direnişi boyunca endüstriyel medyanın durduğu noktayı, Haziran Direnişinin endüstriyel medyanın ne olduğuna ilişkin ortaya serdiklerini ya da bundan böyle medya-toplum ilişkisinin nasıl bir hal alacağını tartışmayı amaçlamıyor. Diğer yandan bu yazı “İnternet ve yeni iletişim teknolojileri çağındayız, gazeteler ve yazılı basının dönemi bitti” sonucuna varmayı da amaçlamıyor. Elbette bunların tamamına zorunlu olarak değiniyor, ama bu yazı asıl olarak endüstriyel medya ile aynı kulvarda muhalif bir etkinlik göstermeye çalışan sol ve muhalif gazeteleri Haziran Direnişinin açığa çıkardığı ipuçları ışığında değerlendirmeye, geleceğe dair bir tartışmanın başlıklarını oluşturmaya çalışıyor.
Medya ve siyaset
Basın, çoğulcu liberal düşünce içerisinde yasama, yürütme ve yargının yanından dördüncü güç olarak nitelenir. Bu niteleme temsili demokrasilerde denetim sürecinin nasıl işleyeceğine de yanıt oluşturur. Temsili demokrasinin sadece seçim dönemleri ile sınırlı kalmaması ve seçilenlerin seçmenlerine olan sorumluluklarından uzaklaşmamaları ve denetim dışı kalmaları sorununa karşı, basın “watch dog” (bekçi köpeği) rolünü üstlenen bir yapı olarak konumlandırılır ve hükümet uygulamalarını toplum adına denetlemek ve seçmenleri olup bitenden haberdar etmekle işlevlendirilir. Basının kendisine yüklenen bu işlevi yerine getirmesi tamamen nesnel olmasına bağlıdır. Bu nesnellik ise, profesyonel gazetecilerin meslek ilkeleri arasında nesnelliğin en önemli ilke kabul edilmesi ile garanti altına alınır.
Öte yandan ‘gazetecilikte nesnellik statükodan taraftır’ tezi, iletişim alanındaki eleştirel yaklaşımların temelinde yer alır. Nesnellik gazetecilerin, statükoya, siyasi yöneticilere ve elitlere bağımlılığını teşvik ettiği için doğası gereği muhafazakar[1] olarak tanımlanır. Bu çerçeve içerisinde basın-siyaset ilişkisi de basitçe basının dördüncü güç olduğu ve toplum adına siyasi alanı denetlediği tezinden uzaklaşır.
Özellikle de basının medya halini alması, giderek endüstrileşmesi ve stratejik bir sermaye birikim alanına dönüşmesinin ardından basın-siyaset ya da medya siyaset ilişkisinin giderek karmaşıklaştığını söylemek mümkündür. Bu ilişkinin bir boyutunu tarihsel olarak hep varsayılan ve önüne geçilmeye çalışılan siyasetin medyayı belirlemeye çalışması biçimi oluşturur. Siyasetin, daha doğru bir deyişle hükümetlerin medyayı denetim altına alması ve sansürlemesi, temsili demokrasi açısından önemli bir tehlike olarak görülmüş ve buna karşı hep önlem alınmaya çalışılmıştır. Ancak 2010’da İngiltere’de açığa çıkan News of the World skandalı bu ilişkinin bir başka biçimini de tartışılır hale getirmiştir. Rupert Murdoch’un dünya çapında tesis ettiği devasa medya tekeli ile İngiltere gibi bir ülkede bile siyaset alanını şekillendiriyor olduğu bu skandal ile görünür bir hale gelirken, bu durumun başka ülkelerde nasıl yaşanıyor olabileceğine dair kaygılar da açıkça ifade edilmeye başlanmıştır. Medya ile siyaset arasındaki bu zaman zaman farklı biçimler alan belirleme ilişkisi tabii ki tartışmanın sadece görünür tarafıdır.
Medya-siyaset ilişkisinin varsayılan biçimleri de, açığa çıkan biçimleri de medya ile toplum arasında önemli bir ilişkisellik olduğu, toplumsal alanda bir etki yaratmanın en önemli aracının medya olduğu görüşünü güçlendirmektedir. Siyasi alandaki etkinliğin ölçütü, medyada ne kadar görünür olunduğu ile eşitlenmektedir. Bu durum son yıllarda muhalefet yapmanın en önemli ve zaman zaman da yegane biçiminin basın açıklamaları yapmaktan ibaret olmasında kendisini açıkça göstermektedir. Aynı zamanda da siyasi alanda etkinlik göstermek için bir gazete ya da TV kanalı sahibi olmak ön koşulmuş gibi algılanmaktadır. Türkiye’deki sol muhalefet de aynı algı içerisindedir.
Elbette ki siyasi alanda etkinlik göstermek, toplumsal iletişim alanındaki etkinlikle son derece ilişkilidir. Ancak iletişim alanında etkinlik göstermenin günümüzdeki en önemli yolunun günlük bir gazete çıkarmak ve TV kanalı kurmak olmadığı üzerinde düşünülmeye değer bir iddiadır. Haziran direnişi de bu iddiayı değerlendirebilmeyi sağlayacak önemli veriler sunmaktadır.
Türkiye’de gazeteler ve habercilik
Bugün Türkiye’de 38 adet ulusal düzeyde dağıtılan günlük gazete yayınlanmaktadır. Bu gazeteler 2 ayrı gazete dağıtım şirketinin kurduğu çarktan geçerek okuyucuya ulaşmaya çalışırlar. Bu dağıtım şirketlerinin işlevi oldukça kritiktir. Dağıtım medya sektöründe pazarın kontrolünün en önemli bileşenidir. Bu iki şirketin denetiminde olan dağıtım pazarında, Zaman gazetesi ilan edilen tirajının neredeyse hepsini abonelere “dağıtması” ile  bir istisna oluşturur, diğerleri ise dağıtım şirketlerinin koyduğu kurallarla yayın hayatını sürdürmek zorundadırlar.
Dağıtım şirketleri gazetelerin satışından çok büyük oranda pay alır ve geri ödemesini aylar sonra yaparlar. Ulusal dağıtıma giren bir gazete yaklaşık 40 bin tirajına erişemediği durumda tüm potansiyel okuyucularına ulaşabilecek etkin bir dağıtım sağlayamaz. Bu nedenle de eğer 40 bin tirajına erişemiyorsa, zarar etmemek için az sayıda bayiye dağıtılmayı ve 5000-10.000 satış aralığında kalmayı tercih etmek zorundadır. Bir de büyük sermaye gruplarının “reklam verilebilir” kategorisinde değilse, bu durumda satış ve Basın İlan Kurumu’ndan alınan para ile birlikte ayakta kalmaya çalışır.
Yani bir gazetenin büyük sermaye gruplarından birisine ait olmadığı sürece, belli bir tiraj ya da okuyucu (Televizyon için ise izleyici) eşiğini aşamayacağı bir düzen kurulmuş durumdadır.
Türkiye’de muhalif günlük gazeteler yıllardır bu düzen içerisinde yayınlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu zorlu yayın yaşamı içerisinde sık sık baskılara maruz kalmaktadırlar. Hiçbir zaman kitleselleşmemelerine rağmen, büyük bir emek ve özveri ile yayınlarını sürdürmeye çalışmaları günlük gazete çıkarmanın siyaseten önemli olduğuna ve günün birinde tüm kısıtlılıkları aşıp toplumsal rollerini hakkıyla yerine getirebileceklerine duydukları inançtan kaynaklanıyor olsa gerektir.
Haziran direnişinin tam da böyle bir an olduğu söylenebilir. Direniş süresince içişleri bakanlığının resmi rakamlarına göre 2.5 milyon kişi sokağa çıkmış, sokaktaki milyonları görmeyen ana akım medyaya hem sokağa çıkanların, hem de sokakta olup biteni öğrenmek isteyenlerin tepkisi giderek büyümüş ve doğrudan ana akım medya kuruluşlarına dönük tepki eylemleri gerçekleşmiştir
Ana akım medya milyonların gözünde güvenilirliğini kaybetmiştir. Bu koşullar artık muhalif gazetelerin başrol almasını gerektiren koşullar olmalıdır. Nitekim muhalif günlük gazeteler de hem içerik itibariyle üzerlerine düşeni yaptılar, hem de basılan ve dağıtılan sayıyı artırarak daha fazla okuyucuya erişmeye çalıştılar.
Rakamlarla Haziran öncesi ve sonrası tirajlar

Aşağıda ana akım medyayı temsil eden Hürriyet ve Radikal ile Sözcü, Aydınlık, Yurt, Birgün, Evrensel ve Cumhuriyet gazetelerini esas alan bir tiraj karşılaştırması bulunmaktadır. Karşılaştırma Haziran direnişinden 2 hafta öncesinden başlatıp, direnişin sıcak etkisinin azaldığı 14 Temmuz haftası aralığında 9 haftalık dilimlerde gerçekleştirilmiştir.
Bu tablodan çıkarılacak ilk sonuç Sözcü gazetesi dışında var olan artışların ihmal edilecek düzeylerde olduğudur. Tablodaki artışlar muhalefet hareketinin büyüklüğü ile karşılaştırıldığında yok denecek kadar azdır[2].
Tablodaki gazeteleri tek tek incelendiğinde ise aşağıdaki sonuçlara ulaşılabilir:
Hürriyet gazetesinin tirajında direnişin en yoğun  olduğu 3-9 Haziran döneminde kısmi bir düşüş göze çarpmaktadır. Bu kısmi düşüş ana akım medyaya duyulan tepki ile açıklanabilir. Hürriyet gazetesinin tirajı Temmuz ayına gelindiğinde Mayıs ayına göre %10 daha azalmıştır.
Radikal gazetesinin tirajında neredeyse hiç değişiklik olmamıştır.
Bu iki gazetenin durumuna bakarak, ana akım medyaya duyulan çok açık tepki, kısmi olarak tiraja yansımıştır diyebiliriz.
Sözcü oransal olarak %20’den fazla artışa ulaşmıştır. Bu oranın 80 binden fazla yeni okuyucuya karşılık geldiği düşünülürse Sözcü bu süreçten başarı ile çıkan gazetelerdendir.
Aydınlık %25 civarında artış sağlayarak 3-9 haziranda 74 binlere çıkmıştır. Sonraki haftalarda bu sayı 68 binlere düşmüştür. Aydınlık, Temmuz ayında, Mayıs ayına göre okuyucu sayısını 10 bin arttırmıştır.
Sol gazetesi, gazetenin çıktığı günden bu yana sürdürdüğü kampanyalarla bir ara 30 binli sayılara yaklaşmışsa da, Haziran direnişi öncesinde 15 binli rakamlardadır. 3-9 haziran  periyodunda 19 binlere tırmanmış, temmuz ortasına kadar 18 binlerde kalmıştır. Bu verinin ne kadarının yeni okur ne kadarının örgütsel seferberlik ürünü olduğunu tespit etmek oldukça zordur. Ancak her koşulda bu gazete için hem oransal hem de gerçek okuyucu sayısı artışının az olduğu söylenebilir.
Yurt Gazetesi mayıs ayındaki  53 binlerden 3-9 haziranda 61 binlere çıkmış daha sonra da tırmanışı sürdürmüş ve temmuz ortasında 65 binlere çıkmıştır. Yükselip inişe geçmeyen tek örneğimiz olan Yurt  Gazetesi süreç içinde mevcut okuruna 12 bin yeni okur eklemiştir.
Cumhuriyet Gazetesi Haziran direnişi öncesi 51 binlerde başladığı yolculuğa 3-9 Haziran zirvesinde 63 binlere ulaşmış ve  temmuz ortasında ise 56 binlerde sürdürmüştür. Bu gazete için de artış çok düşüktür.
Evrensel gazetesi Haziran direnişi öncesinde 5.862 olan tirajı 3-9 Haziran haftasında 7 binlere ulaşmıştır. Ama Temmuz sonunda başladığı noktanın gerisine düşerek 5 bin 620 tirajı ile  yayınını sürdürmüştür. Evrensel, Haziran direnişinde oransal olarak %50 sayısal olarak sadece 1600 adet yeni okuyucu artışı alan ve temmuz ayında  kalıcı okuyucu ekleyememesi hatta tiraj kaybetmesi ile özel bir örnek oluşturmaktadır.
Bu listede yer alan Birgün gazetesi oldukça önemli bir örnektir. Birgün Gazetesi son aylarda ana akım medyadan atılan “yıldız” muhalif gazetecilerin çalışmaya başlaması ile  tiraj artışı sürecinde olan bir gazete idi. Uzun süre 5-6 binlerde olan tirajını mayıs ortasında 8 binlere ulaştırmıştı. Haziran direnişi sürecine kadro olarak oldukça hazırlıklı giren ve yaptığı yayınlarla takdir toplayan bu gazetenin süreç içerisindeki oransal tiraj artışı yüksekken gerçek okur sayısı artışının düşük olduğu görülmektedir.  Haziran direnişi öncesinde 8 binlerde olan tirajı 3-9 haziran zirvesinde yeni %60 oranında tiraj artışı ile 5 bin okuyucu eklemiş ve 13 binlere yükselmiş  sonra da 11 binlere düşmüştür.  Birgün gazetesi  Temmuz ortasından itibaren ise süreç öncesine göre %30 oranındaki artışı ile 3 bin yeni okuyucu ile yayınını sürdürmektedir.
Peki neden bu sonuç ortaya çıkmıştır?
Yukarıda ele aldığımız Hürriyet dışındaki gazeteler, Haziran direnişi süresince direnişin haber ve bilgisini iletme noktasında önemli bir görev üstlenmiştir. Hatta Birgün gazetesi, Haziran direnişinin mizahını ve yaratıcılığını yansıtan manşetleriyle önemli bir başarıyı gerçekleştirmiştir.
Direniş boyunca milyonlar ana akım medyaya dair adeta bir bilinç sıçraması yaşamışken, muhalif gazeteler, özellikle de sol muhalefetin gazeteleri “üzerine düşenleri hakkıyla” yerine getirmişken, neden direniş süresince ve sonrasında ihmal edilecek sayılarla okur arttırmıştır?
Bu sorunun yanıtı ilk elden, direnişin haberleri için sosyal medya ya da alternatif kanallarının tercih edildiği biçiminde verilebilir. Gerçekten de bu süreç içerisinde twitter ve facebook gibi sosyal medya kanalları ile güvenilir internet siteleri tercih edilmiştir.
Yine bu ilk elden yanıta zemin oluşturması açısından, gazetelerin haber açısından gelişmelerin hızına yetişemediğini, gazeteler basıldığında haberlerin çoktan eskimiş olduğunu söylemek mümkündür. Oysa twitter ve internet siteleri direnişin bilgi ve haberini anında paylaşmaktadır. Bu yanıtı doğru kabul ettiğimizde gazetelerin haber iletme açısından işlevlerini yeniden değerlendirmeleri gereği açığa çıkmaktadır. The Economist dergisi 7 Temmuz 2011 tarihli sayısında haberin geleceği üzerine hazırladığı dosyada bu konuya dair ilgi çekici bir tartışma yürütmüştür[3]. “Kahvehanelere Dönüş” başlığının öne çıktığı bu dosyanın en dikkat çekici iddialarından birisi haberin kitle iletişiminin konusu haline gelmeden önceki biçimine yeniden dönülüyor olduğudur. Bu geri dönüş Economist’in dosyasında kahvehaneler-kitle gazeteleri ikiliği içerisinde ele alınmakta ve kahvehaneler insanların haberleri konuştuğu, anlamlandırdığı ve haberin içeriğini kendi anlam dünyalarına dahil ettikleri, haberin çift yönlü iletişimin konusu olduğu yerler olarak tanımlanmaktadır. 1833’de ilk kitle gazetesi olarak çıkmaya başlayan The New York Sun bu sürecin değişiminin ve haberin tek yönlü bir iletişimin konusu haline gelmesinin başlangıcı olarak ele alınmaktadır. Reklam desteğiyle büyük tirajlara ulaşan kitle gazeteleri, Radyo ve TV ile birlikte artık az sayıda firmanın denetimindeki yeni bir haber ortamını, doğru deyişle medyayı yaratmış ve medya kahvehanelerin yerini almıştır.
The Economist son 10 yılda gelişmiş ülkelerde habere erişimin mecrasının basılı gazeteler ve TV kanalları olmaktan çıktığını iddia ederken, sıradan insanların sosyal medya araçları ile kendi haberlerini derleyerek, paylaşarak filtreleyerek, tartışarak dağıtmaya başladıklarını belirtmektedir. Economist’in dosyasında yer alan yazarlara göre, bu haber alanının köklü değişimini ve haberin yeniden kahvehanelerde olduğu gibi iki yönlü ve etkileşimli bir üretim ve iletim sürecinin içerisine yerleşmesini ifade etmektedir.

Yürüttüğümüz tartışma çerçevesinde Haziran direnişi döneminde twitter kullanımına ilişkin rakamlar, habere erişim konusunda böylesi bir değişimin yaşandığı iddialarını destekler niteliktedir.
#DirenGezi: Rakamlarla Twitter

Oldukça geniş olan sosyal medya ailesinin en popülerlerinin Twitter ve facebook olduğu açıktır. Haziran direnişi sürecinde de twitter başrolü oynadı.
Gezi süreci başlamadan önce Türkiye’de 1.8 milyon olan twitter kullanıcı sayısı gezi süreci bittiğinde 10 milyon sayısına ulaştı. Bu tablo Gezi’yi görmeyen ana akım medyaya tepki olarak, hiç twitter ile tanışmayan milyonların twitter kullanmaya başladığını gösteriyor.
Haziran direnişi süresince etiketli ya da etiketsiz 60 milyondan fazla tekil mesaj paylaşıldı.
#occupygezi, #direngeziparki, #direnankara, #direnizmir, #direntaksim, #duranadam, #tayyipistifa gibi 20 etiketi inceleyen bir araştırmaya göre, süreç boyunca bu 20 etiket üzerinden 24 milyon  adet mesaj paylaşıldı. Bu 20 etiketle gönderilen Twitter mesajları 31 mayıs ve 1 Haziran tarihlerinde tepe noktasına erişmiş durumda.  31 Mayısta paylaşılan mesaj sayısı 4 milyon 110 bin, 1 Haziran da ise 5 milyon 390 bin mesaj gönderilmiş.
Bu konudaki daha ayrıntılı verileri ve analizleri gezikitabi.com sayfasından erişilebilen elektronik kitaptan okuyabilirsiniz. Bu verilerin yanında, Haziran direnişinde twitter’in önemli bir mecra olarak kullanıldığını gösteren başka veriler de bulunmaktadır.
Medyatava.com sitesindeki bir habere göre Türkiye’de kullanıcılar günde toplam 8 milyon tweet atıyor. 2012 yılında günlük ortalama tweet sayısı 1.7 milyonken 2013’ün ilk 6 ayında günlük ortalama tweet sayısı 8 milyona yükseldi.[4]
Tekil mesajlar yanında, muhalif haber kaynaklarının twitter takipçi sayılarının Haziran direnişi süresince gösterdiği artış da aşağıdaki tabloda görülebilir.
Muhalif haber kaynaklarının twitter takipçi sayılarını, bir yıl önceki rakamlarla karşılaştırdığımızda ise aşağıdaki tablo oluşmaktadır:
Bu tablodan yola çıkarak, örneğin Birgün gazetesinin Haziran direnişinde 100 binlere ulaşan twitter takipçisinin ve manşetlerinin Twiter ortamında  binlerce kez paylaşılmasının tiraja yansımaması, ya da sol gazetesinin 133 binlerde olan takipçi sayısının tiraja yansımaması, okurların gazete tercihlerinden ziyade habere erişimde kullanılan araç ya da başka bir deyişle bir mecra tercihini gösteriyor diyebiliriz.
Diğer taraftan Haziran direnişi sürecinde internet gazetelerinde, haber sitelerinde okuma tıklanma sayıları da bariz bir şekilde artmıştır. Editöryal yazılarda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, son günlerde farklı gazetelerden atılan gazetecileri bünyesine katarak dikkatleri ve tartışmaları üzerine çeken T24.com.tr önemli bir okuyucu sayısına erişmiştir.
Teknolojinin sağladığı olanaklar sayesinde, internet gazeteleri okuyucu sayılarının ayrıntılı bilgisine sahiptir. Ama bu bilgiler site sahipleri tarafından herkesle paylaşılmaz. Analizini yaptığımız gazetelerin internet sitelerindeki izleyici değişiminin bu tablolarda yer almaması bu yazının önemli bir eksiği.
Sadece sendika.org verilerine erişebildiğim için bu yazıda, Haziran direnişi sürecinde önemli bir haber kaynağına dönüşmüş olan sendika.org sitesinin okuyucu değişimini ele almak dıurumundayız. .
Aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi  Haziran direnişi süresince sendika.org sitesinin hem tekil ziyaretçi ve ziyaret sayıları, hem de görüntülenen sayfa sayıları önemli oranda artmıştır.
Sendika.Org sitesine gelen ziyaretçilerin büyük oranlarla facebook ve twitter paylaşımlarını takip ederek geldikleri ise raporlardan görülmektedir. Başka güvenilir haber sitelerinin de önemli oranda okunma sayılarına eriştiği rahatlıkla tahmin edilebilir. İnternet’in bir haber mecrası olarak gördüğü ilginin, günlük basılı gazetelere yönelmemesi bir gerçekliktir ve üzerinde durulması gereken bir konudur.
Sonuç
Haziran direnişi süresince haber erişiminin günlük basılı gazeteler yerine, internet ve sosyal medyadan sağlanmış olması, ana akım medya dışında kalan ve bu yazıda sol ya da muhalif olarak nitelediğimiz basılı gazetelerin süreç içerisinde tirajlarını kayda değer bir biçimde arttıramamış olmaları üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Elbette ki basılı yayınlar toplumsal iletişimin hala önemli bir bileşenidir. Ancak  ana akım medya ile aynı kulvarda basılı günlük gazete çıkarmak için harcanan emek ve maliyetin karşılığında  alınan sonuçları masaya koyup; bu yazıda bir yönüyle tartıştığımız verilerle birlikte  tekrar tekrar o ünlü soruyu “Ne Yapmalı?” sorusunu sormak iyi bir başlangıç olabilir.
Muhalif günlük gazete çıkaran, çıkarmayı düşünen dostlarımız için zaten son derece kısıtlı olan kaynaklarını en doğru değerlendirebilecekleri gerçekçi alternatifleri oluşturmaları ve bir dönüşüm içine girmeleri hala önemli bir gereksinimdir.


[1] AÜ İletişim Fakültesindeki  Yüksek Lisans derslerini ilgiyle takip ettiğim  sevgili hocam Ayşe İnal’ın Temuçin yayınlarından 1996 yılında çıkan “Haberi Okumak” kitabından yararlandım
[2] Hatta artışların bir kısmının Haziran direnişinin yarattığı tiraj artışı beklentisi ile baskı ve dağıtım sayısını artırma stratejisinden oluşma ihtimali de söz konusudur.  Başka bir zamanda da yapılacak baskı sayısı artışı tirajı yine artırabilirdi.
[3] The future of news: Back to the coffee house  http://www.economist.com/node/18928416
(Bu yazı 12.08.2013 tarihinde yayınlanmıştır)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hollywood hep aynı masalı anlatıyor: Kahramanın Sonsuz Yolculuğu – Önder Özdemir

Hollywood’daki “cadı avı” ve direnenlerin filmi: Cadı Kazanı – Önder Özdemir

Nazilerin dolandırdığı “Ankara Casusu”: İlyas Bazna – Önder Özdemir