3G Balonu

Utanmasalar neredeyse milli bayram ilan edeceklerdi.
Livaneli’nin “Özgürlük” şarkısı eşliğinde yaz boyunca gündemimize zoraki bir 3G sokuşturuldu.
Nedir bu 3G? Kaç kişi reklamlardaki sloganların ötesinde bilgiye sahip? Kimleri ilgilendiriyor?
Bu yazı ile sendika.org okurları için yukarıdaki sorulara basit ve temel bilgilerle bir girizgah yapmak, sonra da meraklısına biraz daha ayrıntılı bir 3G fotoğrafı vermek niyetindeyim.
3G ne değildir?
3G basitçe görüntülü görüşme değildir.
3G ucuz bir hizmet değildir.
3G herkese hitap eden bir teknoloji değildir.
3G bugünün teknolojisi değildir, Avrupa 8 yıl önce geçmiştir.
3G özgürlük demek hiç değildir.
Peki 3G nedir?
3G, İngilizce “3rd Generation” ya da “Üçüncü Nesil'” teriminin kısaltmasıdır ve cep telefonu dünyasına ait bir kavramdır.
Cep telefonu ile daha hızlı internet bağlantısı demektir.
Buradaki hız tabii ki daha önceki nesil teknolojilere göre daha hızlı olarak okunmalıdır. Çünkü üçüncü nesilden bahsediyorsak, birinci, ikinci, ikibuçukuncu, üçbuçukuncu ve dördüncü nesiller de söz konusudur. 3.5 nesil olarak ifade edilen Wimax isimli teknoloji ABD ve Avrupada 5 yıldır kullanılmaktadır.
Kimler Kullanır?
Dünyadaki uygulamalar göstermiş ki, 3G öyle görüntülü konuşma için yaygın kullanılmamış.
Ayrıca küçücük ekrandan kim niye konuşmak ister ki? Türkiye’de de görüntülü konuşmanın pek rağbet görmeyeceğini söyleyebiliriz.
Öncelikle 3G’nin kullanıcıları zaten önceden de cep telefonundan internet kullananlar olacaktır. 2.5G denilen hızla pekala işlerini önceden de görüyorlardı.
Sadece sayfalar biraz daha hızlı açılacak, videolar küçücük ekrandan seyredilebilecektir.
Kontör hesabı yapan, ay sonunu hesap eden milyonlar, ilk ay internet faturalarını görünce bir sonraki ay cep telefonundan internet sevdasından vazgeçeceklerdir.
Tren ve otobüslerde zaten 2G teknolojisi ile verilen internet hizmeti, 3G ile biraz daha hızlı olarak verilecektir.
İşi gereği sürekli hareket eden, yöneticilerinin sürekli takip etmek istediği, satış vb performanslarını zamandan kazanarak artırtmak istedikleri özel satış ve teknik personelleri 3G’yi aktif ve yoğun kullanacaklardır.
Hali hazırda blackberry (e-postalarını sms gibi kolayca alıp göndermeye yarayan özel cep telefonu), iphone kullananlar 3G’nin kullanıcısı olacaklardır.
Bunların sayısı sadece sadece yüzbinler ile ifade edilebilir durumdadır.
Tüketim toplumu cenderesine giren gençlerin cep telefonu ile oyun, müzik ve video gibi eğlenceye yönelmesine olanak sağlayacak olan 3G’ye yoksul gençler yaklaşamayacak, 3G parası olanın oyuncağı olacaktır.
Velhasıl bugün sunulan hali ile 3G, 10 milyonlarla ifade edilen cep telefonu kullanıcılarını ilgilendiren bir teknoloji değildir. Reklamlarla şişirilmiş içi hava dolu bir balondur.
Devlete toplam 1 milyar 970 milyon TL lisans bedeli ödeyen, baz istasyonlarına büyük yatırımları gerçekleştiren 3 cep telefonu şirketinin, bu yatırımlarını cep telefonu kullanıcılardan bir şekilde çıkaracağından hiç şüpheniz olmasın.
Girizgaha son söz:

3G sanıldığından çok pahalı, sunulduğundan daha az gerekli bir teknolojidir.
Meraklısına daha ayrıntılı olarak 3G
3. nesilden bahsediyor olmamız, zorunlu olarak birincisi ve ikinci nesilleri de gündeme getirmektedir. Öncelikle tüm bu nesillerin mobil (cep telefon) iletişim teknolojileri ilgili olduğunu belirtmeliyiz. Teknolojileri üretenler tarafından mobil iletişim teknolojileri “nesil”lerle ifade edilmektedir. Mobil iletişim teknolojileri, kısıtlı bir kaynak olan frekans aralığının en verimli biçimde kullanılabilmesi ihtiyacı tarafından yönlendirilirler. Bu teknolojinin temelinde aynı frekans aralığının farklı bölgelerde farklı işletmeciler tarafından kullanılabilmesini sağlayan hücresel (cell) radyo frekansı sistemi bulunmaktadır. Hücresel sistemin telefon alanındaki ilk uygulamaları, 1970’li yıllarda başlayan Birinci Nesil mobil teknolojilerdir ve 450 Mhz frekansında çalışırlar.
1N mobil iletişim sistemlerinde farklı ülkelerde farklı standartlar kullanıldı. Kuzey Avrupa ülkelerinde, İsviçre, Hollanda, Doğu Avrupa ve Rusya’da kullanılan NMT (Nordic Mobile Telephone), ABD ve Avustralya’da kullanılan AMPS (Advanced Mobile Phone System), İngiltere’de kullanılan TACS (Total Access Communications System), Batı Almanya, Portekiz ve Güney Afrika’da kullanılan C-450, Fransa’da kullanılan Radiocom 2000 ve İtalya’da kullanılan RTMI, 1N standartlarındandır.
Türkiye 1N mobil iletişim sistemi ile, 1986’da 450 Mhz frekansında analog NMT (Nordic Mobile Telephone) standardı ile hizmet veren ağın kurulması ile tanıştı. Bu ağın verdiği hizmet ülkemizde araç telefonu olarak adlandırıldı. 1N analog olması başta olmak üzere birçok dezavantajı içeriyordu. Ses kalitesi kötü, konuşma kapasitesi ve kapsama alanı düşüktü, üçüncü şahıslarca dinlenmesi çok kolaydı.
Yaşanan asıl büyük teknolojik değişim, sayısal teknolojinin kullanılmaya başlanması oldu. Ve Mobil iletişimde İkinci Nesil, 2N başladı. Sayısal teknolojinin kullanılmaya başlanması ile frekans genişliğinin daha verimli kullanımı sağlandı ve kapasitede büyük bir artış gerçekleşti. 900 MHz frekansını kullanan, sayısal teknolojinin kullanılmaya başlanması ile birlikte, mobil iletişim sistemleri bir yandan dünya çapında hızla yaygınlaşmaya, diğer taraftan hızlı bir biçimde rekabete açılmaya başlandı.
Sayısal mobil iletişim sistemleri 1990’larda kurulmaya başlandığında, mobil iletişim dünyası üç yeni standart ile tanıştı. Bunlar Avrupa’da 1982’de CEPT (Conference on European Post and Telecommunications) tarafından başlatılan ve daha sonra Avrupa Komisyonu’nun 1987 tarihli kararı ile kurulan ETSI (European Telecommunications Standards Institute- Avrupa Telekomünikasyon Standartları Enstitüsü) bünyesine aktarılan GSM (Groupe Speciale Mobile) proje grubu tarafından oluşturulan GSM; Kuzey ve Güney Amerika’da kullanılan D-AMPS (Digital Advanced Mobile Phone System) ve yine Kuzey Amerika ve bazı Asya ülkelerinde kullanılan CDMA (Code division multiple access) standartlarıdır. Bu standartlar arasından en hızlı yaygınlaşan GSM (Global System for Mobile Communication) oldu. Türkiye’de de 1994’de kurulan sayısal mobil iletişim ağları bu standardı kullanmaktadır. GSM 900 ve 1800 Mhz frekanslarını, CDMA ise 1900 Mhz frekansını kullanmaktadır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılan standart ise GSM’dir.
Şekil: Bir 2N GSM şebekesinin genel yapısı.

Yukarıdaki şekilde hücresel olarak çalışan bir GSM şebekesinin temel yapısı gösterilmektedir. MS cep telefonunu, BTS, baz istasyonlarını, BSC baz istasyonu kontrol sistemlerini, NSS de numara yönlendirmeyi sağlayan telefon santralini ifade eder.
İki buçuk: 2,5N
GSM yaygınlığına rağmen, ses iletişimi ağırlıklı bir teknoloji olduğu için, yeterli veri, görüntü ve resim iletme sahip değildir. Bu durum, sonraki yıllarda 2.5N ve 3G standartlarının ortaya çıkışına neden olmuştur. 2.5N sistemi 2N sistemi ile 3G sistemi arasında bir geçiş sistemidir. 2,5N’de GSM standardına, HSCSD, GPRS, ve EDGE gibi eklentiler dahil edilmiştir.
Bir GSM şebekesi normal şartlarda d
evre anahtarlamalı olarak tek frekans kanalından 14,4 Kb/s data hızını desteklemektedir. HSCSD ise bir kullanıcının birden fazla kanalı aynı anda kullanabilmesini sağlayan bir sistemdir. 4×14,4=57,6 kb/s hıza erişmek mümkündür. Bu teknoloji devre anahtarlamalı olduğu için operatörler ücretlendirmeyi zaman bazlı, örneğin interneti kullanılan süreye göre yapmaktadırlar.
Daha yaygın kullanılan GPRS (General packet radio services – Genel paket telsiz hizmetleri) mevcut GSM şebekesi üzerinden yüksek hızlı data iletimini sağlayan bir teknolojidir. GPRS’de her bir kullanıcıya 8 kanal veya her bir kanala 16 kullanıcı tahsis edilebilmektedir. Veri hızı teorik olarak 115 Kb/s civarındadır. Gerçek dünyada ise bir kullanıcı en çok 50 kb/s hızını kullanabilir. GPRS sistemi paket anahtarlamalı olduğu için trafik bazlı ücretlendirilmektedir.
EDGE (Enhanced data rates for global evolution – Küresel Evrim için Geliştirilmiş Veri hızları) mevcut GSM sisteminin data hızını 3 kat artıracak potansiyele sahip bir teknolojidir. EDGE 8 kanalı kullanırken, her bir kanalda 48 Kb/s veriyi taşır. Böylece EDGE ile toplamda 8×48=384 Kb/s hıza erişmek mümkün hale gelir. Bugün 3G olmayan bazı şebekelerde EDGE yaygın olarak kullanılmaktadır. Hatta 3G başladıktan sonra da operatörler her yere 3G yatırımı yapmayacaklarından, bazı bölgelerde EDGE kullanılmaya devam edilecektir. EDGE ile 3G arasında “soft handover” denilen geçişler olabilecektir.
İkibuçuktan Üç: 3G
Küresel telekomünikasyon standartlarını geliştirmekle sorumlu olan ITU, 1988’de uluslararası telekomünikasyon ağına cep telefonu ile erişim için uluslararası bir standart geliştirmek için çalışmalara başladı. Bu standart IMT-2000 olarak adlandırılmaktadır. Buradaki 2000, hem standardın 2000 yılında kullanılması hedefinden hem de 2000 MHz genişlikte radyo frekans bandı kullanmasından kaynaklanmaktadır. 1997’den beri IMT-2000 FPLMTS (Geleceğin Kamusal Mobil Telekomünikasyon Sistemi) olarak bilinmektedir. IMT-2000 küresel erişim ve multimedya bağlantısını sağlamayı hedefleyen üçüncü nesil sistemleri de temsil etmektedir. Avrupa’da ise üçüncü nesil mobil sistemlere ilişkin UMTS (Evrensel Mobil Telekomünikasyon Sistemi) isimli bir standart geliştirilmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde üçüncü nesil mobil hizmetler için 2000 yılında ilk lisanslar verilmiştir.
İnternet Veri aktarım hızı yönünden bir karşılaştırma yapılacak olursa; GSM 1. nesil ile 9.6 kbit/s, GPRS ile 171.2 kbit/s, EDGE ile 384 kbit/s veri transferi yapılabilirken, 3G sistemlerde UMTS de veri hızı 2 Mbit/s ve üzerine çıkmaktadır.
Tablo 1. Dünyadaki 3G. Lisans uygulamaları


Değişik ihtiyaçlara ve spektrumun diğer uygulamalar tarafından da kullanılabilmeleri için yapılan paylaşımlara göre, 1885-2005 MHz, 1900-1980 MHz, 1920-1980 MHz, 2010-2025 MHz, 2110-2170 MHz, 2110-2200 MHz şeklinde çeşitli bantların 3G için tahsis olundukları görülmektedir. Bunun yanı sıra, her bir işletmeciye de 3G hizmetlerini sunabilmesi için genellikle 2×10 MHz veya 2×15 MHz’lik ve buna ilaveten 5 MHz’lik bir spektrumun verilmesi yaygın yöntemlerdendir.

3G İhalesinde ne oldu? Bundan sonra ne olacak?
İhale ile ilgili haberlerden, Turkcell’in A tipi, Vodefone’un B tipi, Avea’nın C tipi 3G lisansını 20 yıllığına aldığını öğrendik. Bu lisansların karşılığı olarak Turkcell 45 Mhz’lik, Vodafone 35 Mhz’lik, Avea 30 Mhz’lik bir frekans bandını kullanabileceklerdir.
Örneğin Turkcell, aldığı A tipi lisansla 45 Mhz’lik frekans bandını, 20 Mhz’i Uplink (gönderme), 20 Mhz’i Downlink (alma) ve 5 Mhz TDD (Time Division Duplex) olarak kullanabilecektir. Başlangıçta kapasitesinin yarısıyla, 1 Video Call ve 1 HSDPA (High-speed Downlink Packet Access) 3G servisleri verecektir. Kapasitesinin yarısını ise kısa vadede kullanmayacak, ilerideki gelişmelere göre bunun kullanılmasına karar verecektir. Vodafone ise aldığı B tipi lisansla, 35 Mhz’lik bir frekans aralığını kullanma hakkını aldı. Bu aralık 15 Mhz Uplink, 15Mhz Downlink olmak üzere 30 Mhz ve ayrıca 5 Mhz TDD’yi kapsamaktadır. Aynı şekilde diğer operatör Avea ise aldığı C tipi lisansla 15 Uplink ve 15 Mhz Downlink olmak üzere 30 Mhz’lik frekans aralığında hizmet verecektir.
3G teknolojisinde UL (Uplink) ve DL (Downlink) olarak ayrı ayrı 5 Mhz bandı kullanılır. Bugün ulaşılan teknoloji ile her 5 Mhz’lik banttan teorik olarak 7.2 Mb/s veri iletilebilmektedir. Ama bir 3G kullanıcısı bugünkü cihazlarla, operatör izin verirse maksimum 5.5 Mb/s hıza ulaşabilir. HSPA+ adı verilen teknoloji ile teorik olarak 42 Mb/s hıza ulaşabiliyor. Operatörler mevcut 3G lisansları ile bu özelliği de kullanmayı planlıyorlar.
GSM şebekesinde yer alan bir baz istasyonu 3 veya 4 sektörde farklı hücreler oluşturur. Her hücrede bir frekansta kullanıcının ulaşabileceği maksimum hız 5.5 Mb/s kapasite sözkonusu ise bu bölgede daha büyük kapsiteye ihtiyaç varsa aşağıdakiler yapılabilir.
-Hücre daraltılır, iyi bir frekans mühendisliği çalışması ile sık aralıklarla baz istasyonu kurulur ve kapasite artırılır.
-Aynı sektörde yeni bir frekans devreye alınır. Bu durumda fazla frekansı olan avantajlı olacaktır.
Örneğin Turkcell aldığı A tipi lisansla 20 Mhz UL, 20 Mhz DL kapasiteye sahiptir. İhtiyaç olduğun yeni 5Mhzler devreye alabilecekken,
30 Mhzlik C tipi lisansı alan Avea 15 Mhz UL, 15 Mhz DL ile Turkcell den 2×5 Mhzlik kapasite daha azdır.
3G teknolojisi ile kullanıcının baz istasyonu arasında yüksek hızı sağladıktan sonra,
Baz istasyonunda internet dünyasına çıkış kapısının genişliği, yani transmisyon altyapısının kapasitesi önem kazanıyor.
Örneğin bir baz istasyonuna 20 adet 1 Mb/s 3G abonesi video izlerse 20 Mb/s kapasiteyi transmisyon ortamından sağlamak gerekecektir ki bu operatör için çok büyük bir maliyettir.
Yani operatörler için fazladan 5 Mhz frekanslarının olmasından daha önemli olan, daha fazla kullanıcının internet, data trafiğini taşıyacak iletim (transmisyon) altyapısıdır.
Örneğin 3G destekleyen cep telefonunuz baz istasyonuna diyelim 5 Mb/s ile bağlandı. Bu hız tek başına bir anlam ifade etmez. Çünkü asıl internet dünyası baz istasyonundan sonra başlıyor ve bu dünyaya girmek için baz istasyonu sonrası yolun geniş olması lazım ki bu çok fazla yatırım demektir. Boğaz Köprüsü’nün girişine kadar 10 şeritli yolla gelip, köprüde 5 şeritli yolla sıkışıp geçmeye benzer bu durum.
3 adet GSM operatörü büyük şehirlerden başlayarak müşterilerin olduğu yerlere öncelikli olarak 3G yatırımlarını yapacaklar. Mevcut GSM baz istasyonlarına 3G sistemleri kuracaklar, 3G için ayrı anten veya 2N-3N (2G-3G) birlikte çalışan antenlerin kuracaklar ve transmisyon yatırımı yapacaklar.
Dünya örnekleri gösteriyor ki pratikte 2 adet 5 Mhz UL ve 2 adet 5 Mhz DL Yani toplamda 20 MHz band genelde yeterli oluyor.
Yapılan tahminlere göre Operatörler bir hücrede 40-45 kullanıcı 3G kullanacak şekilde bir overbooking (kapasite üzeri satış) ile planlayarak işe başlayacaklar ve kullanım yoğunluğunu izleyecek, analiz edip yatırımlarına yön verecekler.
Sonuç:
Operatörlerin fiyat politikaları ile cep telefonuna düşkün TC vatandaşı kullanıcıların talepleri, 3G dünyasındaki gelişmeleri belirleyecek.
Operatörler her ne kadar bir kullanıcıya daha yüksek hızlar verebilecekken, transmisyon vb altyapı nedenleri ile, 3G kullanıcıları reel olarak telaffuz edilen hızlardan
daha düşük hızları kullanıyor olacaklar.
Uzunca süredir GSM sektöründe, son kullanıcılara satılan ürünlerde, sürekli zorlama bir yenilik ekleyerek satılan cep telefonları dışında pazar doygunluğuna erişmişti. 3G özelliği için değiştirilmesi gereken cep telefonu pazarı, şimdiden cep telefonu satıcı şirketlerin iştahını kabartıyor. GSM operatörlerine ürün sağlayan az sayıdaki çok uluslu cihaz üretici şirketlerin pazar krizine, bir düzeyde 3G teknolojisi yanıt verecektir.
Son söz olarak:
3G, milyonların yaşamında ileriye doğru değişiklikler yaratmayacaktır. Özgürlük arayanlar boşuna 3G’nin arkasına bakmasınlar.

(Bu yazı 23.08.2009 da yayınlanmıştır)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hollywood hep aynı masalı anlatıyor: Kahramanın Sonsuz Yolculuğu – Önder Özdemir

Hollywood’daki “cadı avı” ve direnenlerin filmi: Cadı Kazanı – Önder Özdemir

Nazilerin dolandırdığı “Ankara Casusu”: İlyas Bazna – Önder Özdemir